Yine yollar… Yolculuklar…
Kavafis’e sormak lazım aslında; “insan bütün şehirleri ardından sürükler mi?” diye. “O şehir arkandan gelecektir” derken, bunu mu kastetmiştir.
Benim kentlerim içimde büyüyor.
Bazen öyle bir kalk borusu ötüyor ki, uykumdan fırlıyorum.
Bazen öyle bir mavi ki kentin üstü, seyre dalıyorum.
Çocuklar kırmızı. Niyeyse…? Ayakkabıları, çantaları yada gömlekleri kırmızı...
Sonra bir gülmedir gidiyor. Bütün kentler güleç…
Kavgası, savaşı da var elbette. Yaşam olur da savaş olmaz mı? Oluyor…
Otobanda, beyaz şeridin üstünde, o şehirden diğerine rüya..

Düz bir ovaysa yan taraftan görünen, alabildiğince yatırırsın gözlerini en ileriye..
Güzel bir oyundur yolculuklar, sonu olan.
Arabesk, daha bir güzel gelir niyeyse…
Hüzün daha bir güzel, hele mevsim sonbahar ise..
Ağaçların dökülen yaprakları, yol kenarındaki kahveye çalan dikenler, otlar hep bir ağızdan söyler şarkılarını.
Gece çıkacaksın yola ki, içine de gidebil.
Yollar değildir, otobüsün tekerlerinin yuvarlandığı…
Kalbinin üzerinde hissedersin o lastik tekerlek izlerini. En derine inersin. En dibe…
Sonra yol boyu çıkan fotoğraflar, resimler, anılar..
“Kim, ne zaman mandalladı o fotoğrafları, bu karanlık odaya?” diye şaşırırsın.
Bir kenti bitirip noktayı koyduysanız eğer, ardınızdan gelmez, geldiğiniz şehir.
Gittiğiniz şehir dizilir yolunuzun üzerine..
Her durağını, her evini, dökülen bir duvarını, içinize hüzün tıkıştırarak izlersiniz.
Elektrik direklerine dizilmiş kuşlar size bakar, siz onların üzerinden geçen yıllara…
Bir kente nokta koymak zor iştir.
Birkaç hayat yaşamanız, birkaç ölüm eklememiz gerekir ömrünüze…
Bir kente nokta koymak zor iştir.
Sökülen ömür hırkasını tekrar sarabilme gücünü kollarınızda hissetmeniz demektir.
Yine yollar.. yolculuklar..
Yeni yaşa bir, ölüme kaç kala…?
Deniz Özen Başaran