Hızlı Giriş:
Merhaba! (GirişKayıt)
Zaman: 05-09-2008, 09:26 AM


Cevap Gönder  Konu Gönder 
Benim Okullarım; Pütürge Yatılı İlköğretim Okulu
Yazar Mesaj
anlam
Yeni Üye
**



Mesajlar: 7
Grup: Registered
Katılım: Oct 2007
Durum: Çevrimdışı
Reputation: 1

Tesekkür: 0
3 konuda 6 teşekkür!
Mesaj: #1
Benim Okullarım; Pütürge Yatılı İlköğretim Okulu


Hayatımızın büyük bölümünü geçirdiğimiz mekânlardan olan okullar, yaşam pratiğimize katkıda bulunurlar. Bilinçli veya bilinçsiz yaşadığımız ve seçmek zorunda kaldığımız okullar her anıyla geleceğimizi yapılandırırlar. Bu yapılandırma okuldan okula değişmektedir. Özellikle bu eğer bir yatılı bir okul ise etkisi daha kalıcı ve çeşitlidir. Yatılı okul tecrübesi hayat içinde eşsiz bir yere sahiptir. Aile, dostluk, vefa, kural, disiplin, devlet gibi birçok kavram insanın zihin dünyasında kendine özgü bir yer edinir.

Bir sonbahar günü Pütürge Yatılı İlköğretim Bölge Okulu’na giderken; ilkokulu köyde bitirmiş, ilçesi Arguvan’a birkaç kez gidebilmiş, Malatya’yı hiç görmeyen benim için heyecan çok büyüktü. Hazırlıklarımızı yapmış, yola çıkmıştık. Geçtiğimiz her yeri hafızama kodlamaya çalışıyordum. Henüz Karakaya Barajı suları altında kalmayan Kırkgöz köprüsünden geçmiş Malatya’ya gelmiştik. Pütürge’ye giden arabaya binmiş, okulun yolunu tutmuştuk. Önce kısa bir ova yolculuğundan sonra arabamız dağlara tırmanmaya başlamıştı. Daha önce hiç görmediğimiz yollar ve uçurumlar korkunç gelmişti. Ford minibüs içinde çoğu öğrenci olan yolcularla gidiyorduk. Her gittiğimiz yol bir taraftan bizi geçmişten uzaklaştırırken, belli belirsiz bir geleceğe doğru götürüyordu. Kubbe Dağı’nı geçip ilk molamızı vermiştik. Hayatımda gördüğüm en orijinal toprak damlı dinlenme tesisi 3 yıl sürecek yolculuklarımızın en tatlı anlarını oluşturacaktı. Kuru fasulyesinin ve suyunun tadı hala damağımdadır. Yılan gibi kıvrılan yollardan Şiro çayını geçmiş ve okulumuza varmıştık.

Pütürge Yatılı Bölge Okulu’nda insanı demir bir kapı ve uzun bir giriş yolu karşılar. Girişte bekçi kulübesi olan bu yol üç yıl boyunca bana şimdi Yılmaz Erdoğan’ın şiirini hatırlatacaktı.

“Korkuyordum
Sonra iniyordum otobüsten
Çarşıdan bizim eve giden, ömrümün en uzun,
ömrümün en kısa, ömrümün en çocuk,
ömrümün en ihtiyar yolunu koşuyordum.”

Yatılı okul hayatında hep çok özlediğimiz özgürlüğümüzün başladığı ve bittiği yol burasıydı. Okula kapısından itibaren yaklaşık 250 metre olan yola sadece tatil ve izin günleri yaklaşabiliyorduk. Buradan geçmek özgürlüğe uçmak gibi olacaktı 3 yıl boyunca.

Okul kendisine en yakın yerleşim yeri olan Pütürge’den 10 kilometre uzakta etrafı tarlalar, üzüm bağları olan yüksek bir yere kurulmuştu. Geniş bir arazisi vardı. Bahçesinde elma, kiraz, üzüm yetişiyordu. Spor sahaları, kantini, konferans salonu vardı. Etrafı tel örgü ile çevrili bize daha çok yarı açık cezaevi izlenimi veriyordu. Değerli anlarımızı paylaşacağımız bir mekâna gelmiştik. Daha önce burada bulunanlar, tecrübeli olarak bize yardımcı oluyorlardı.

Sınıfımız, yatakhanemiz belli olmuştu. Her şeyin belli bir saatte işlediği bir zaman başlamıştı. Sabah erkenden kalkıyorduk. Etüd yaptıktan sonra sabah yemeğine geçiyorduk. Öğle arasında yemek molası veriyorduk. Öğleden sonra saat 3’ten sonra akşam yemeğine kadar molamız vardı. Yemekten sonra 2 saat etüd yapıyorduk. Ardından yatakhaneye geçilirdi. Temizlik süresinden sonra uyku vakti gelirdi. Nöbetçi öğretmen her zaman bu süreci saatine uygun takip ederdi. Banyo günleri hafta sonu idi. Genellikle Pazar günü olurdu. 15 dakikada yıkanacaktık. Toplu olarak girdiğimiz banyoda, küvetleri 4-5 kişi paylaşırdık. Televizyon sadece hafta sonu gündüz izlenebiliyordu. İş teknik atölyesi, kütüphanesi, fırını ve reviri ile sosyal yaşam merkezi durumundaydı.

Okula gelen öğrenciler arasında uyum gösteremeyip kaçanlarda oluyordu. Ailesinden küçük yaşta ayrılma zorunluluğu bir yerde çok zordu. Bazı öğrenciler 1. sınıftan itibaren gelmişti. Okul artık onların ikinci evi gibiydi. İlkokuldan sonra gelmek nispeten biraz daha kolay görünse de aileden uzakta sınırlı iletişim olanaklarıyla bu zorluk iyice kendini hissettiriyordu. Okulun şehir ortamından uzakta bulunması da yalıtılmışlığı daha da hissettiriyordu. Ailesini özleyip veya ortama uyum sağlayamayanların kaçış hikâyeleri uzun uzadıya konuşulurdu. Hatta aileleri onları tekrar getirdiklerinde kahraman edasıyla karşılanırlardı.

Yeni bir yere gelindiğinde yapıldığı gibi insanı ve çevreyi tanıma çabası başlıyordu. Yatılı bölge okullarının en önemli avantajlarından birisi farklı yerlerden gelen öğrencilerle tanışma fırsatı vermesidir. Bu farklılık çok büyük zenginlik teşkil ediyor. Kalınan süre içerisinde günün her saatini aynı mekânda paylaşınca aradaki ilişkiler derinleşiyor. Arkadaşlık duyguları en üst düzeyde yaşanma fırsatı yakalanmış oluyor. O dönem ki şartlarda çok farklı bölgelerden öğrenci geliyordu. Malatya merkez, Pütürge, Arguvan, Akçadağ, Hekimhan ilçelerinden öğrenci bulunuyordu. Bütün öğrencilerle süreç içerisinde bir şekilde tanışma fırsatı oluyordu. Her biri ayrı bir zenginlik idi.

Öğrenciler gibi öğretmenlerde burada çok farklı bir yerleri vardı. Lojmanlarında okul bölgesinde bulunmasından dolayı öğretmenlerle her zaman iç içe aile gibi olunuyordu. Onların varlığı en büyük güvencemizdi. Nöbetçi öğretmenler gece- gündüz her an öğrencilerin yanı başındaydı. Kişilik yapılarından ve düşüncelerinden her an etkilenme olanağı vardı. Onlar bizim kahramanlarımızdı. Her birinin özellikleri bilinirdi. Ali Uzun yakışıklı, Mustafa Hoca çok sert ama çok iyi kaleciydi. Benim idolüm Ferhan Erdal’dı. Fen Bilgisi öğretmeniydi. Disiplinli, babacan, dersini çok iyi anlatırdı. Kendi öğretmenlik sürecimde bazı davranışlarım onun benzeriydi. Her türlü sıkıntımızda yanı başımızdaydı. İdareye karşı sürekli muhalif duruşu vardı.

Yatılı okulda sabah törenlerinde dağıtılan mektupların ayrı bir yeri vardı. Telefonla iletişim olmadığından mektup tek seçenekti. Ailelerimize gönderdiğimiz mektupların karşılığı geldiğinde en mutlu anlarımız olurdu. Tören sırasında mektupları dağıtan öğretmenin dilinden ismimizi duymayı ne çok isterdik. Mektubu kelime kelime, tekrar tekrar okurduk. Birbirimize bazen mektuplarımızı okuttuğumuzda olurdu.

Okul dışı zamandaki en büyük eğlencemiz top oynamaktı. Çok geniş sahası vardı. Ayrıca birkaç farklı takımın oynayabileceği alanlar vardı. Pütürge’den veya okul kantininden aldığımız toplarla saatlerce maç yapardık. Sınıflar arasında turnuvalar düzenlerdik. Okul bahçesindeki ormanlık alanda saklambaç oynardık. Sonbaharda bahçedeki elmalarla savaş oyunları oynardık. Okulun çevresindeki bahçelerde kurumuş üzümleri yemek en büyük zevklerimizden biriydi. Fırsatını bulduğumuzda okul dışına çıkardık. 19 Mayıs programında yer almadığımız için Şiro çayına gezmeye gitmiştik. Orada soğuk olmasına rağmen suya girmiştik. Dönüşte uğradığımızı köyde arkadaşlarımızla buluşmuştuk. Bizi çok güzel ağırlamışlardı. Okul dışında yediğimiz yemek çok hoşumuza gitmişti.

Yatakhaneler en güzel mekânlardan biriydi. 30- 40 kişilik yatakhanelerde kalırdık. Özellikle yatağın düzeltilmesi en önemli problemlerden biriydi. Nöbetçi öğretmen yatakhaneleri kontrol eder, kötü düzeltilen yatak sahiplerini tekrar gönderir düzeltirdi. Herkese ait bir dolap bulunurdu. Sürekli dolap kontrolü yapılırdı. Hangi eşyanın nasıl ve nerede bulunacağı belliydi. Akşam uyuma saatinden sonra kimsenin ayakta durmasına izin verilmezdi. Hafta sonları ve tatil günleri bunların dışındaydı. O zamanlar en güzel zamanlar olurdu. Yatakhanede şakalar yapılır, oyunlar oynanırdı.

Okula geldikten sonra eve uzak olduğundan ancak yarıyıl ve yılsonu tatillerinde gitme olanağı vardı. O yüzden gelen ziyaretçiler çok değerliydi. Gelen ziyaretçi hepimize gelmiş gibi olurdu. Özellikle ailemize yakın yerde gelmişse onlardan köyde olan biteni anlattırırdık. Veya ailemiz bir şeyler göndermişse onları çok değerli bir eşya gibi alır ve arkadaşlarımızla paylaşırdık.

Köyümüzde elektrik ve dolayısıyla da televizyon yoktu. Okulda televizyon salonumuz vardı. Sadece hafta sonu izlenmeye izin veriliyordu. Tek kanallı televizyonu izlemek için hemen yerler kapılırdı. Filmler izlenir ve ardında yorumlar yapılırdı. Favorilerimiz Kara Şimşek dizisi, Voltran çizgi filmi ve Türk filmleriydi. Bir keresinde “Zaloğlu Rüstem” filmi çıkmıştı. Okuldaki tek Rüstem ismini taşıdığımdan dolayı bayağı sevinmiştim. Öğretmenlerimiz bazen kural ihlali yaptığımızda bize televizyon izlememe cezası verdiklerinde çok üzülürdük. Vazgeçirmek için az dil dökmezdik.

Bölge olarak çok soğuk olmasına rağmen çok fazla hastalanmazdık. Bazen bulaşıcı hastalıklar olduğunda tatil edilirdi. En büyük problemimiz bit sorunuydu. Sık sık kontroller yapılırdı. Üzerinde bit olan çok utandığından fark ettirmemeye çalışırdı. Kontrollerde üzerinde bit çıkanlar revire alınırdı bütün vücudu çok güzel kokmayan bir merhem sürünülürdü. Bazen hastalık numarası yapıp revire gidilmeye hatta Pütürge’ye gidilmeye çalışılırdı.

Resmi bayramlar Pütürge merkezde kutlandığından hazırlıklar çok önceden yapılırdı. Geçit töreninin güzel olması için günlerce çalışırdık. Okul uzak olduğu için gidip gelmek ayrı bir maceraydı. 6-7 kilometrelik yolu sıra düzeninde yürürdük. Çok severdik çünkü okul dışına çıkmanın bahanesi oluyordu. Hiç yorucu gelmiyordu. Dönüşte bazen arabalarla bazen de yürüyerek okula gelirdik.

Pütürge’nin ayrı bir yeri vardı. Okula uzak olduğundan ancak hafta sonları verilen izinlerle gidebiliyorduk. Orada gezmek ayrı bir zevkti. Harçlığımızı biriktirip bir şeyler alırdık. Sarp bir yamaçtaydı. Ama çok şirin ve güzeldi.

Okulun en zevkli anlarından biri de elbise dağıtımıydı. Terziler okula gelir, ölçülerimizi alırdı. Bizde merakla yeni elbiselerimizi beklerdik. Elbise dağıtımı bayram gibi olurdu. Ayakkabılar, kravatlar, terlikler, çoraplar. Her ay verilen harçlıklarımız vardı. Bunları aldığımızda alışveriş yapma telaşı başlardı.

Okulda donanımlı bir kütüphanemiz vardı. Kitap okuma sevgimin yeşerdiği mekan olmuştu. Roman, hikâye, ansiklopedi kaynakları çoktu. Burayı bizlere sevdiren kütüphanecimizi unutmuyorum. Bizim kitaplarla tanışıklığımızı artırıyor, yardımcı olmaya çalışıyordu.

Yatılı okulun hayatımıza yaptığı en önemli katkılardan biri de burada kurulan dostluklardır. Gece- gündüz aynı ortamı paylaşmanın getirdiği birliktelikler oluşurdu. Sıkıntılar paylaşılır, zorluklar beraberce aşılmaya çalışılırdı. Kavgalarda, oyunlarda birlikte olunurdu. Şimdi o yıllardan biriyle karşılaştığımızda uzun bir tarih yolculuğuna çıkmışçasına paylaşımlar oluyor. O dönemde yaşanan sıkıntılar, acılar, zorluklar tatlı bir anının unsurlarına dönüşmektedir.

Pütürge Yatılı İlköğretim Okulu’nda geçen 3 yıl şimdi bakıldığında çok önemli kazanımları elde ettiğimiz yıllar oldu. Yatılı okulda okumanın ayrıcalıklı olduğunu düşünürüm. Fert olarak hayatı, özlemleri, muhalefeti, eleştiriyi, korkuyu, hastalıkları burada kendi başımıza tanımlama fırsatını yakalamış oluyorduk. Orada öğrendiklerimizden şimdi çokça istifade etmeye devam ediyorum. Bu vesile ile burada bulunurken bizlere annelik- babalık- arkadaşlık- öğretmenlik yapan tüm idareci ve öğretmenlerimizi yad ediyor, ellerinden öpüyorum.

kaynak: korpekalemler

20-03-2008 02:59 PM
Tüm Mesajlarını Bul Alıntı Yaparak Cevapla
Tesekkür eden merdo (20-03-2008 03:05 PM), Ziyaretçi. (20-03-2008 03:08 PM)
Cevap Gönder  Konu Gönder 

Benzer Konular
Konu: Yazar Cevaplar: Görüntüleme: En Son Mesaj
  Benim Okullarım Hacı Ahmet Akıncı Lisesi anlam 1 435 06-04-2008 02:11 PM
En Son Mesaj: merdo
  Benim Okullarım: Arguvan Güveçli Köyü İlkokulu anlam 0 128 20-03-2008 03:02 PM
En Son Mesaj: anlam
  İlçelerimiz(pütürge) Ziyaretçi. 0 432 23-02-2008 05:04 PM
En Son Mesaj: Ziyaretçi.

Yazdırılabilir Bir Versiyon Görüntüle
Bu Konuyu Bir Arkadaşına Gönder
Bu Konuya Üye Ol | Konuyu Favorilerime Ekle



Arşiv | RSS (Besleme) | Takım | Forumları Okundu Say Copyright ForumTema