MalatyaForum.Net

Sayfanın tam versiyonu: Bu gün 18 Mart
Şuan tam olmayan bir versiyonu görüntülüyorsunuz. Siteyi görüntülemek için, buraya tıklayınız.

Bugün 18 Mart Şehitleri Anma Günü ve Çanakkale Deniz Zaferi'nin 93'üncü yıldönümü







Çanakkale Şehitlerine

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi.
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle 'bu: bir Avrupalı'
Dedirir-Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünyâ, yeni Dünyâ, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi, mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşında,
Avusturalya'yla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk:
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâuna da züldür bu rezil istilâ!
Ah o yirminci asır yok mu, o mahlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcûd ise hakkıyle, sefil,
Kustu Mehmedciğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra mel'undaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a'mâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağamın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer;
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız teyyâre.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal'â mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü te'sis-i İlahi o metin istihkâm.

Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun'-i beşer;
Bu göğüslerse Hudâ'nın ebedi serhaddi;
'O benim sun'-i bedi'im, onu çiğnetme' dedi.
Asım'ın nesli...diyordum ya...nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmiyecek.
Şühedâ gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rükû olmasa, dünyâda eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilâl uğruna, yâ Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş asker!
Gökten ecdâd inerek öpse o pâk alnı değer.
Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor tevhidi...
Bedr'in arslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmiyecek makberi kimler kazsın?
'Gömelim gel seni tarihe' desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvâra da yetmez o kitâb...
Seni ancak ebediyyetler eder istiâb.
'Bu, taşındır' diyerek Kâ'be'yi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, ridâ namıyle,
Kanayan lâhdine çeksem bütün ecrâmıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan,
Yedi kandilli Süreyyâ'yı uzatsam oradan;
Sen bu âvizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken, gece mehtâbı getirsem yanına,
Türbedârın gibi tâ fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile âvizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hâtırana.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultânı Salâhaddin'i,
Kılıç Arslan gibi iclâline ettin hayran...
Sen ki, İslam'ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çenberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, rûhunla beraber gezer ecrâmı adın;
Sen ki, a'sâra gömülsen taşacaksın...Heyhât,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihât...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana âgûşunu açmış duruyor Peygamber.

Mehmet Akif Ersoy




Bugün,

dört bir yandan

Çanakkale’ye saldırıldığı;

Ammaaaa!...

olmazın oldurulduğu;

Yedi düvele,

haddinin bildirildiği;

Türk’e biçilen ölüm fermanının

kaldırıldığı;

Destanlar tarihinin

destanlarla doldurulduğu;

Alnımızdaki kara yazının

sildirildiği;

Yılmaz denen düşmanın

yıldırıldığı

Bir gündür!...



Bugün,

Türk’e kefen

biçildiği;

Mertle namerdin

seçildiği;

Vatan için yârden de serden de

geçildiği;

Kevser şarabı içercesine

şehitlik şerbetinin içildiği

Bir gündür!...



Bugün,

Düşman saflarının bozulduğu,

Anaların yavukluların üzüldüğü,

Haritanın kanla çizildiği,

Destanların destanlarla yazıldığı

Bir gündür!...



Bugün,

Makûs talihimizin döndüğü,

Düşman ümitlerinin söndüğü,

Hüznün zaferle dindiği

İstiklal meş’alemizin yandığı

Bir gündür!....



Bugün,

Köşe-bucak

dört bir yandan derildiğimiz;

Vahim uçurum başında,

yay gibi gerildiğimiz;

Umut olup siperlerde,

çimenleyin serildiğimiz;

Çanakkale içinde vurulduğumuz;

Şehitler burcunda yeniden dirildiğimiz

Bir gündür!...



Bugün,

dört bir yandan

Çanakkale’ye saldırıldığı;

Yedi düvele,

haddinin bildirildiği;

Türk’e biçilen ölüm fermanının

kaldırıldığı;

Destanlar tarihinin

destanlarla doldurulduğu;

Alnımızdaki kara yazının

sildirildiği;

Yılmaz denen düşmanın

Yıldırıldığı!...



Bugün,

Ey tarih!...

Olmazın oldurulduğu

Bir gündür!...

çok sağolun :papatya: ecdadımızı,şehitlerimizi; saygı,sevgi,rahmet ve büyük bir minnettarlıkla anıyoruz...
ruhunuz şad olsun... :respect: :papatya: :respect:

Alah izin verirse bende bu güzel toprakları görücem,kahraman ecdadımızı ziyaret edicem...inşllh. :clap: :clap:

Referans URL